
Canım annem!
Suphi ile Mezarlığa vardığımızda Yağmur çiseliyordu. Sizi ziyaret etme yeli bir yıla yakın zaman olmuştu. Mezarların mozaikleri dökülmüş, üzerini yabani otlar bürümüş eski halinden eser kalmamıştı. Yıkık dökük virane gibi görünüyordu. Burası sizin yeni evinizdi. Suphi:
“ Baba, babaannem ile dedemin yeni evleri buramı” diye sordu.
“Evet, oğlum onların yeni evleri burası ”dedim.
“Suphi, babacığım, babaannem ile dedemin evi kötü olmuş. Yağmur yağıyor ya bu yıkık dökük virane de babaannemle dedem ıslanmaz mı? ”diye sordu.. Ve daha sonra:
“Baba, babaannem ile dedemin evlerini yaptıramayız mı?” diye sordu.
Bende:
“ Tabi ki yaparız oğlum” dedim.
Ve tekrar:
“Baba, babaannem göçeli kaç yıl oldu?”
Diye sorduğun da öyle çabuk 23 yıl dedim, bende bilemedim. Canım annem sen gideli 23 yıl oldu ama inan daha dün gibi hafızalarım da canlı duruyorsun. Her ismini andığımda da kalbimi sızlatıyorsun. Sızlatıyorsun da o sızlayan yerden içimi kanatıyorsun.
Kanayan yara sarılmadan nasıl iyileşir, o yarayı saracak ana yoksa nasıl sarılır, anlıyorum ki bu yara hep kanayacak, kanadıkça da içime akacak, didelerimi ıslatacak,
Sen gittikten sonra hiçbir derdi hiçbir gamı olmayan oğlunda, senden sonra, dert de, gamda, kederde, her bir yandan baş gösterdi. Her yanımdan ayrı bir hastalık kendini hissettirdi. Hatta şeker hastası bile oldum. Doktor bana bu hastalık çok strese girdiğinden dedi. Nasıl strese girmezdim, senin gitmen çok zor olmuştu bana, son zamanlarında yanında değildim, ondan mı zor oldu? Diye hep düşünüyorum ve kendimi alamıyorum bu düşünceden!
Biliyorum, diyeceksin çocukluğundan bu yana çok az görüşürdük, oğlum! Ama yine de kızmazdım, buna sebep yaşam koşullarından kaynaklanıyordu. Kim, köyünde, evinde, ailesi ile birlikte olmak istemez. Ama ne kadar istesen de koşullar el vermeyince olmuyor.
Biliyorsun, anacığım, okul yaşamım sürece hep sizden ayrı kaldım. Ankara da yatılı okudum, sizlerden uzakta, sizlerin hasreti ve özlemi ile! Yarıyıl tatili kışa denk geldiği için köye gelirdim. Yaz tatilinde de çalışmak için yine sizlerden ayrı kalırdım. Ama o zamanlar bana hep dertlenirdin:
“Neden mektup yazmıyorsun” derdin.
O yıllarda telefon yaygın değildi. Özelliklede köylerde telefon yoktu, mektup ile haberleşirdik. Benim de mektup yazma gibi alışkanlığım yok denecek kadar azdı, bu yanımı babamda çok eleştirir, bazen de kızardı.
“Oğlum, bizi neden habersiz bırakıyorsun, bizi düşünmüyor musun” derdi.
Okul hayatım bittikten sonra bize düşen, yine gurbet, yine hasret, o şehir senin bu şehir benim çalışırken bir birimize hasret günler yaşardık, bu günler bazen aylar sürerdi. Bazen de aylardan uzun, beş altı ayı, bir seneyi bulurdu. Genelde kışları köye gelirdim. Kışları hava şartlarından dolayı çalışma olmazdı. Bu soğuk kış aylarını her yıl olmasa da bazen köyde sizler ile geçirirdim. Bilirsin ki anacığım, köyde de on beş gün demeden sıkılırdım, sende bana kızardın ve:
“İnsan, hiç evinde ocağında sıkılır mı? ”der bana dertlenirdin.
Dertlenmelerinde de haklıydın, bir ana çocuklarını daima yanında olmasını ister. Dizinin dibinden ayrılmasın, onunla yaşasın ister. Biliyorsun ki canım anam, bizim yaşam koşullarımız hiç bir zaman buna uygun olmadı. Köyümüzde ki toprağımızı da ekip biçsek ailemizi geçindirmezdi. O nedenle geçim derdimiz bizi her zaman gurbete götürmüştür.
Hasretin üstesinden geleyim derken askerlik geldi çattı. Hasretin en zoru, en çekilmezi, ama en zorunlusu, 50- 60 yaşına da gelsen bu hasreti yine de çekeceksin, yani kurtuluşu yok. Senin bu sefer ki şikâyetin de, askere gidince:
“sen askere gidince de mektup yazmazsın”
Diye hayıflanarak bana nasihat etmendi. Ama biliyorsun ki askerden size çok mektup yazdım. Sizi hiç mektupsuz bırakmadım, bundan sende çok memnun kaldın.
Canım anam, şimdi gurbete çıkan sen oldun. Bu nasıl gurbet bende anlamadım hiç dönüşü olmayan, mektubu gelmeyen, telefonu, selamı sabahı bulunmayan. Sen bu gurbet yolculuğuna çıkalı 23 yıl oldu. Tam tamına 23 yıl, senden habersiz geçen 23 yıl, ne bir mektup attın, ne bir telefon ettin. O nasıl bir gurbet ki gideni çok geleni hiç yok. Haber alacak, halını hatırını soracak, gelen kimse yok.
Bizi habersiz bıraktığın gibi gidişinin 6. Yılında babamı da aldın gurbetine, kendi hasretin yetmez gibi babamın hasretini de ekledin üstüme, çekilmesi o kadar zor o kadar acı ki, yürekleri kor eden, yaşamı çekilmez kılan. Ama ben sana yine de kızmadım darılmadım. Ama hasreti ikiye katladın.
Hasretim ikiye katlandı anacığım, anadan, babadan 23 yıl ayrı kalarak, ne menem acı bir hasret ki bu kadar uzun zamanda sızısı dinmeyen, her anımsadıkça kalbimin bir yerlerini sızlatan, daha dün gibi kendini özleten, geri gelmeyeceğinizi bilerek yolları gözleten, bu katlanan hasretiniz değil mi?
Canım anam, bizden ayrılıp giderek kendinize yeni yurtlar edindiniz, oraya yeni evler yaptınız. Hani, İstanbul’dan yanımıza gelmiyorsun diye babam ile bana dertlenirdiniz, belki siz haklıydınız ama işimden dolayı senede bir ancak gelebiliyordum. Bende biliyordum senede bir gelmenin, sizi görüp sizinle zaman geçirmenin az olduğunu en azından sizin için yeterli olmadığını! Şimdi de yeni evinize yine senede bir geliyorum. Evinizin dış bakımını, otunu çöpünü temizliyorum, size konuşuyorum, sizinle dertleşiyorum, fakat eskisi gibi siz konuşmuyorsunuz. Hep susuyorsunuz. Yâda susmayı tercih ediyorsunuz. Neden benimle konuşmuyorsunuz yanınız a geldiğimde, konuşmadan olur mu anacığım.
Canım anam yeni mekânınıza yalnızda gelmiyorum. Her gelişim de biricik torunun Suphi’yi de getiriyorum. O da sizinle hep konuşuyor, seni hiç görmediği için tanımaya, sana hasretini gidermeye çalışıyor, ona da konuşmuyor, sorularını yanıtlamıyorsun. Ona sorular sormuyorsun. Kısada olsa dedesi ile bir zaman geçirdi. Yani kısa da olsa biraz onu tanıyor, ama seni hiç tanımıyor. Yine de tanımadan seni çok seviyor, hep seveceğim diyor.
İşte böyle anacığım, bizden yazacaklarım bu kadar, sizin bana yazmayacağınızı bilerek yazıyorum bu mektubumu, ama yazmasanız da size hiç kırılmam. Bir evlat anasına babasına nasıl kırılır, anaya babaya kırılmak olmaz anacığım, bu güne kadar da size hiç kırılmadım. Bundan sonra da kırılmam.
Canım anam, evlerinizi yaptırdıktan bir yıl sonra yine başınıza geldik. Evleriniz çok güzel olmuştu. Artık yağmurdan etkilenmeyecekti. Evinizin dış güzelliğini görünce en çok
Sevinen torunun Suphi oldu. Ve:
“Babacığım, babaannem ile dedemin evleri çok güzel olmuş. Artık yağmurda yağsa evleri yağmur suları ile etkilenmeyecek” dedi.
Anacığım, bu yıl Eylül ayında geldiğimizde de üzerinizin toprağını tamamlayıp üzerine çiçekler ekip fidanlar da dikeceğiz.
Bundan sonra her yıl üç ayda olsa köyde durmaya karar verdik. Böylece her yıl size üç ay daha yakın olacağız, dertleşeceğiz ve konuşacağız. Seneye buluşana kadar hoşça kalın.
Canım anacığım!
29.06.2026 - 06.07.2026
Aktoprak